
Kapıları Aralamak...
Ardıç Projesi eğitim programlarının geçmişi dendiğinde insanın film şeridi gibi aklından geçen bir çok an oluyor ister istemez. Bazı davranış bilimciler der ki; olumlu olan, güzel anıları, bir başka değişle insanı travmatik düzeyde etkilemeyen anıları insan daha kolay hatırlarmış. Belki biz buna, insanı geliştiren anıları hatırlamak daha kolay oluyor diye ekleme yapmalıyız. Çünkü bu proje en azından biz eğitim ekibine çok şey öğretti, her İKM her yönetici deneyimi ve yaşantıları ile bize yeni bir alanı tanıma ve öğrenme imkanı sağladı.
Bu proje fikrini oluşturan veya oluşumunda katkı sağlayan ve bizim bu programlarda yer almamıza konu olan ilk eğitim 1998 yılında Gemlik'le yapıldı. Bu eğitimde bir kurumun tüm personeline üç farklı tarihte programlar uygulandı. Biz o zaman infaz ve koruma memuru ismini bilmiyoruz. Biz gardiyanlarla karşılaşacağımızı sanıyoruz. Kulağımıza, “gardiyan değil infaz koruma memuru” diye fısıldandı, biz de bu kelimeleri kullanıyoruz ama yüreğimizde gardiyan tanımı var. Bize yıllardır öğretileni iki günde atmak mümkün değil. Kısaca önyargılarımız var. Ama bu önyargılar karşılıksız da değil. İKM’ler de bizim için bunlar ne anlar cezaevinden diye düşünüyorlar. Bir bakıma doğru da; cezaevlerinin nasıl bir kurum olduğunu bilmiyoruz. Zaten ukalalık edip kurumu bildiğimiz iddiasında da değiliz... İKM'lerin de en sık tekrarladıkları, "Siz hiç kapı patlatma gördünüz mü, isyanda koğuşta kaldınız mı?" sorularıydı. Haklıydılar. Biz hiç isyan görmemiştik ve eğitimde bu durumdan bahsedecektik. Ama İKM'ler kararlı ve dirençliydi. Bize isyanı yaşatacaklardı. Krize müdahale konusunda Prof. Dr. Bülent Coşkun'un verdiği eğitimde bir isyanı oynamaya karar verdiler ve oynadılar. Gerçeği nasıldır bilmiyorum ama “gardiyan, yakarım, yaklaşırsanız keserim!” sesleri hâlâ kulağımda... O oyunla birlikte çok güzel ve öğretici bir eğitimi orada tamamladık. O eğitimde biz infaz ve koruma memurlarının gardiyan olmadığını anladık, onlar da bizim kendilerini biraz olsun anlayabileceğimizi hissettiler. İki günde yıkılması zor olan önyargımız çok da uzun olmayan bir sürede değişti. Bu karşılıklıydı...
2003’te başlayan projede önce kurum ziyaretleri yapılarak kurum ihtiyaçları tespit edildi, sonrasında bu ihtiyaçlar çerçevesinde hazırlanan programlar personele uygulandı ve geri bildirimler alındı. Ardından kurum ziyaretleri ile programın işlevselliği değerlendirildi, yeni öneriler alındı ve programlar revize edildi. Sonrasında pilot kurumlardaki tüm personele programlar uygulandı. Görüş ve öneriler alınarak şu an uygulandığı halini aldı. Yönetici, personel ve psiko-sosyal program olmak üzere üç temel program oluştu.
Mükemmel programlar mı oldu? Bunu söylemek belki iddialı olur. Ama şunu net olarak söyleyebiliriz; tamamen Adalet Bakanlığının kendi personelinin ürünü bir program çıktı ortaya. Biz yönetici ve personel eğitiminde arabuluculuk yaptık. Geri bildirimleri programa yansıtıp, bilgilerimiz ve becerilerimiz çerçevesinde katkı sağladık. “Personel ve yönetici eğitim programlarını kim geliştirdi?” diye sorulursa; eğitimlere katılan, kurum ziyaretlerinde bize geri bildirim veren personel ile çocuklar, yani tüm katılımcıların olduğunu söyleyebiliriz. Biz bu süreçte çok şey öğrendik. Önemli bir alanı tanıdık ve personelin eğitimi uygulamaya geçirmedeki azim ve kararlılığından çok şey öğrendik. Ümit ediyorum ki ilerleyen zamanda daha az çocuk, ceza infaz kurumu ile karşılaşır, karşılaştıklarında da kurumları eğitim kurumu, personeli eğitimci olarak görür.
Not: Bu yazı Psik. Ü. Erçin KİMMET ile birlikte kaleme alındı.
* Program Danışmanı / Xperteyes-EDM Eğitim Ekibi Psikolojik Danışmanı.
http://www.cte-seslenis.adalet.gov.tr/arsiv/2007/69_aralik2007/makale/ardic_programi.htm
















